Sadakat: Pranga mı, Özgür İrade mi?
- 4 gün önce
- 1 dakikada okunur
Toplumun lügatinde sadakat, genellikle bir "hesap verme" biçimi veya tarafların birbirine vurduğu görünmez bir pranga olarak tanımlanır. "Yapmayacaksın", "gitmeyeceksin", "bakmayacaksın" emirlerinin gölgesinde büyütülen bu kavram, aslında korku temelli bir boyun eğmeden başka bir şey değildir. Oysa bizim kalede sadakat, bir mahkumiyet değil, en saf haliyle bir irade beyanıdır.

Sahiplikten Seçime Geçiş
Çoğu ilişki, karşındakini bir mülk gibi görme hatasına düşer. Oysa gerçek sadakat, kapıların sonuna kadar açık olduğu, dışarıdaki dünyanın tüm kışkırtıcılığıyla orada durduğu bir anda; "Burada olmayı, bu tende kalmayı seçiyorum" diyebilmektir.
Etiketlerin Ötesi: Toplumun "sadık" etiketi, dışarıdan sürülen bir boyadır; bizim bahsettiğimiz sadakat ise içten sızan o mühürlü ışıktır.
Mahremiyetin Koruyucusu: Sadakat, sevgilinin sırrını, teninin kokusunu ve o paylaşılan sessiz anı, dünyanın gürültüsüne karşı bir kale gibi savunmaktır.
Kime İhanet?
İnsanlar genellikle başkasına sadık kalmaya o kadar odaklanırlar ki, kendi arzularına ve hakikatlerine ihanet ettiklerini fark etmezler. Gerçek bir "estetik kale" sakini, önce kendi iç dengesine sadıktır. Eğer bir bağ, bireyi kendi doğasından koparıyorsa, orada sadakat değil, sadece "rol yapmak" vardır.
Dürüstlük Cesareti: Sadakat, sadece yanında kalmak değil, içindeki fırtınaları da o masada paylaşabilme dürüstlüğüdür.

Kalenin Mührü Olarak Sadakat
Bizim dünyamızda sadakat, o meşhur satranç masasındaki oyun gibidir; her hamleyi bilinçle, saygıyla ve karşıdakinin zekasına hayran kalarak yapmaktır. Bu, birbirini kısıtlamak değil, aksine birbirinin özgürlüğüne şahitlik ederken o özel alanda kalmayı yeğlemektir.
"Gerçek sadakat, gardiyanı olmayan bir hücrede, sırf içerideki iklimi sevdiğin için gösterdiğin kalma iradesidir."






Yorumlar