Moda mı Doğallık mı?
- Admin

- 13 Nis
- 2 dakikada okunur
"Ayağın ayakkabıdan daha asil, tenin de giydiği giysiden daha güzel olduğunu anlayamayan, bu kadar boş ve kör bir ruh nasıl olabilir?"– Michelangelo
Ünlü heykeltraş Michelangelo, olağanüstü gerçekçi heykellerini giyinik olarak hayal etseydi muhtemelen o müthiş eserlerin hiç biri ortaya çıkmayacaktı.
Tarih boyunca sanatçılar, insan formunun doğru ve ilham verici tasvirlerini yaratmalarıyla övülmüştür. Resim ve heykellerde, insan vücudunun zarif oranları mucizevi güzellikleriyle tanınır. Büyük sanatçıları dehaları için yüceltiyoruz ancak bu büyük sanatçıların aslında bizi ve tüm insanlığı yücelttiklerini çoğu zaman fark edemiyoruz. Bu aşkın sanat eserleri -zaten olduğu gibi, mükemmel biçimde oluşmuş, yaşayan ve nefes alan- insan vücudunun mucizesini ölümsüzleştirme, kutlama ve taklit etme girişimleridir.
Doğadan uzaklaştıkça doğallığımızından da kaçar olduk. Yapay estetik sınırlar belirledik ve o estetik sınırlara hapsettik bedenlerimizi.
Moda akımlarının hayatlarımıza girmesiyle birlikte ten değil, teni saran markalar cazibe merkezi olmaya başladı. Çıplak ayakların özgürlüğü değil, o ayakları kaplayan pahalı ayakkabı markaları göz alır oldu. Bedenlerimizin ruhun örtüsü olarak değil de ticari ürünler sergileyen birer manken olarak algılanmaya başlanması ile birlikte doğamızdan kopuverdik. Moda akımları ve estetik ameliyatlar ise doğallıktan kopuşun metalaşmış halleri oldu ve kapitalist kültürün tüketim mallarına dönüştük.
Tüketilenin ürünler olduğu sanılan tüketim kültürü, aslında ruhlarımızı tüketiyor hızla.

Çıplaklığı ve o çıplaklığın meta haline gelmesini kültür sanmamızın en ağır neticeleri, toplumsal çürümüşlüklerle birlikte pornografi denen çukura ve fantezi adı altındaki cinsel sapkınlıklara batmamız oldu.
Yazının ilk bölümünde gördüğünüz sanat eserlerinin artık üretilemiyor olması, üretilenlerin de pornografik ögeler olarak algılanması işte tam da bu çarpıklığın eseridir. Ruhlarımıza örtü olan bedenlerimiz, açıklık seviyesine göre ruhumuzu yansıtan birer ayna iken artık sadece sıradan bir nesne. Bir şeyin sıradanlaşması ve nesneleşmesi sanatı öldürdüğü gibi ruhları da köreltir çünkü körelmiş ruhlardan sanat beklemek abesle iştigaldir. Ruh ve sanat yoksa pornografi vardır. Yaptığımız binalardan tutun yediğimiz içtiğimiz gıda maddelerine kadar pornografi hakim artık, pornografiyi sadece cinsellikle ilgili sanmayın, fahiş hale gelen her şey pornografiktir.
"Moda mı doğallık mı?" Sorusunun cevabı, bu açıklamaların ışığında netleşmiştir sanırız. Doğallık, insanın sadece insan olması kaynaklı doğal bir fenomen iken, moda; bu fenomenin doğal olmayan kaygılar üzerinden nesneleştirilmesi ve ticari bir araç haline getirilmesidir.
Pazen elbisesi ve doğal sıcak gülüşüyle dünyanın sevgilisi haline gelen Azra Akın'ın bu haliyle hafızalarda yer etmesi, moda ve estetiğe karşı sıradanlık ve doğallığın küçük bir zaferiydi aslında.

Michelangelo'nun nü heykelleri kadar pornografiden uzak, doğada açan bir çiçek kadar masum... Adeta erotizmin tanımı sayılacak bir tablo.















Yorumlar